ÖNCELİĞİMİZ İŞ VE AŞ MESELESİDİR
Türk milletinin asıl meselesi iş ve aş meselesi olmasına rağmen, siyasilerin, aydınların, yazar ve çizerlerin bu konudaki, çözümleri konuşması, tartışması, yazması beklenirken ve de gerekirken, medyanın ortaya koyduğu tabloya baktığımızda, milletin tek meselesiymiş gibi en önde siyaset-asker-yargı kavgası, referandum, Anayasa değişikliği vs gibi konular geliyor.
Milletin işi yok aşı yok, millet çaresiz, millet borç içinde, piyasada nakit yok. Üretici ürettiğini satamıyor. Esnaf, tüccar, sanayici iş yapamıyor. Her gün onlarca iş yeri kapanıyor. Kredi batağına düşen sanayici, tüccar, esnaf ve çiftçi kredi faizleri yüzünden top yekün batıyor. İşsizlik sürekli artıyor. Millet çaresizlikten kullandığı kredi kartları yüzünden bir milyon iki yüz bin civarında kredi kartı mağduru hacizlik. Gün geçmiyor ki intihar, cinnet haberleri, cinayet haberleri, soygun, kapkaç haberleri olmasın. Boşanmalar artmış, Aileler dağılıyor yuvalar yıkılıyor.
Daha ne olsun? Bunun adı sosyal patlama-toplumsal çözülme değil de nedir? İşin en vahim tarafı; siyasi iradenin ve milletten sorumlu kadroların duyarsızlığı, sanki hiç problemimiz yok; her şey yolunda ufak-tefek birkaç problemimiz kaldı onlar da hallolma aşamasında! İşte bu halimizin ne kadar tehlikeli boyutlarda olduğunun belgesi niteliğinde; sorumlular sorumsuz, bir başka ifadeyle çö-züm-süz. Vatandaşa sunacak hiçbir projeleri yok. Belki de böyle bir dertleri yok. O zaman, durum bu kadar vahimse, millet olarak ne yapacağız?.."Önemli bir soru!"
Bize göre cevabı belli; çözümü dışarıda aramayacağız, gözünü ve gönlünü dışarıya çevirmişlerden gözümüzü, elimizi ve gönlümüzü çekeceğiz. İçimize döneceğiz, kendimize döneceğiz. "Artık sorunun bir parçası olan değil, çözümün peşinden koşan" bir vatandaşlık şuuruna erişme zamanı gelmedi mi sizce? Daha neyi bekliyoruz?
Bu ülke, vatandaşının geçimini sağlayacak, karnını doyuracak kaynaklara sahip değil mi?
Biz ülke olarak İMF, AB, ABD politikalarına muhtaç mıyız?
Peki kaynak ve çözüm ne?
Allah bu millete öyle büyük zenginlik ve kaynaklar nasip etmiş ki, Tesbit edilen, yeraltında 3 katrilyon dolarlık işlenmemiş maden kaynaklarımız var. Bor, Toryum, Uranyum, Altın, Gümüş, Bakır, Petrol, Doğal gaz, Mermer yatakları vs. hazine üstünde oturmuş dilencilere benziyoruz. Tamı tamına 3 katrilyon dolar. Bütün bu kaynaklar, doğmuş ve doğacak olan, bu milletin tamamına ait, yani hepimizin. Bir de bu kaynakların yabancıya peşkeş çekilmesine müsaade etmez, Devlet millet ortaklığı ile işlersek, en az 1'e 10 değer kazanır 30 katrilyon dolar eder. Bu ne demek biliyor musunuz? Türkiye'nin nüfusunu onla çarpın, kıyamet sabahına kadar bu milleti, bir eli yağda bir eli balda bakar ve geçindirir. Sadece Gümüşhane ilimizin altındaki maden kaynaklarımızın değeri işlendiği zaman 120 trilyon dolar ediyor.
Dünyada ilk defa tüketimi kaynak gören tüketim eksenli bir model ortaya konuldu, o da Türkiye'yi kurtaracak olan tek tez Milli Ekonomi Modelidir. Bugün dünyada ve ülkemizde yaşanan ekonomik krizin ve kapitalizm'in çöküşünün asıl sebebi geniş tüketici kesimin bitirilmesidir. Çöküş ve krizdeki düğüm budur. Tüketici kesimin tüketim kabiliyetinin sıfırlandığı bir süreçte üretim bir işe yaramaz; sadece depolar ürünle dolar, rakamlar şişer, böylece üreticinin boğulacağı bataklığı büyütür.
Türkiye'nin tıkandığı nokta Gayri Safi Milli Hasıla sı mukabili emisyonunu genişletmeyip parasını basmamasıdır. Ekonomilerde para vücuttaki kan gibidir. Piyasada para olmazsa hareket te olmaz. Türkiye'nin üretiminin ve emeğinin yılsonu karı var. Buna Gayri Safi Milli Hasıla denir. Türkiye'nin bu günün şartlarında aşağı yukarı 900 milyar TL hasılası var. Bu 900 milyar TL'lik değer, mal olarak raflarımızda var; ama para olarak piyasada yok. Raflar dolu ama karşılığında para basılmadığı için memurun cebinde para yok, işçinin, emeklinin ve tarım köylüsünün cebinde para yok. Devletin o malın karşılığında parasını basmasına senyoraj geliri denir. Yani devlet GSMH'yi oluşturan bu üretimin karşılığında parasını basacak.
Ekonomi de olmazsa olmaz kural GSMH'nın en az % 30 miktarı paranın piyasada bulunması gerekir. Ekonominin sağlıklı işlemesi için bu şarttır. Milli Ekonomi Modeli'nde piyasada dolaşan para emeği tahrik edecek, üretim faktörlerini devreye koyacaktır. Bu aynı zamanda maliyetsiz paradır.
Üreticinin ürettiğini satabilmesi, sanayici, tüccar ve esnafın iş yapabilmesi tüketim kesiminin asgari şartlarda geçimini sağlayabilecek alım gücüne sahip olmasına bağlıdır. Bu da şu anki 599 TL lık asgari ücretle olmaz. Türkiye de açlık sınırı 912 TL Yoksulluk sınırı 2,422 TL dır. Devlet vatandaşına asgari geçim şartlarını sağlayacak imkanı sunması şart ve de zaruridir. Bu devlet idarecilerinin asli görevi ve sorumluluğudur. Bu da ancak Milli Ekonomi Modeli'nin hayata geçmesiyle mümkün olacaktır.
Dolayısıyla öncelikle atılması gereken adım, tüketici kesim olan halkın cebine 500 TL vatandaşlık maaşı, 500 TL ev hanımı maaşı, 250 TL çocuk maaşı, gençlere burs, 3,000 TL asgari ücret, 100 bin TL'nin altında geliri olandan vergi almama gibi, sosyal devlet projeleri ve ensturmanlarıyla tüketici kesim desteklenmelidir. Ekonominin kanı olan parayı asıl olması gerektiği yerde bulundurmak gerekir. Bunun gibi onlarca projeyi uyguladığımızı ve piyasa hareketliliğini zirveye taşıdığımızı hesaba kattığımızda, Türkiye bir yılda 1 trilyon dolardan daha fazla harcayamaz. Diyelim ki 1 trilyon dolar olsun, Prof. Dr. Baş'ın ifadesiyle, 120 trilyon dolarlık yeraltı serveti olan sadece Gümüşhane ilimiz, bütün Türkiye'yi en az 100 yıl bakar.
Görüldüğü gibi çözümü sadece ve sadece Prof. Dr. Haydar Baş ve Bağımsız Türkiye Partisi gündem ediyor. Prof. Dr. Baş, seçim dönemlerinde 2,000 TL olarak ilan ettiği ve noter tasdikli olarak da taahhüt ettiği asgari ücreti geçim şartlarındaki gittikçe artan bozulmayı gerekçe göstererek 3,000 TL'ye çıkardı. Bu taahütlerin nasıl verileceğine dair bir kitap yazılmış, bu kitapta tam 40 sayfa kaynak açıklanmıştır. Bu kitap Milli Ekonomi Modelidir. Bu eser hakkında 7 uluslar arası kongre yapılmış ve 50 ülkeden, 400'ü aşkın bilim adamı tebliğ sunmuştur. Dünyada kabul gören Milli Ekonomi Modeli'nin projelerini 100'ü aşkın ülke de uygulamaya başlamıştır.
500 TL vatandaşlık maaşı, 500 TL ev hanımı maaşı, 3,000 TL asgari ücret, 250 TL çocuk maaşı ve burs verilen bir ülkede insanların ihtiyacını karşılayamama gibi bir durumu olur mu? Üreticinin pazar problemi diye bir şey kalır mı? Piyasada işsizlik gibi bir sıkıntı olur mu? Hiç bir ekonomik sistemin bu güne kadar çözemediği 1) Gelir dağılımında dengenin sağlanması, 2) Sürekli büyümenin yakalanması, 3) Tam istihdamın sürekli sağlanması denklemini Milli Ekonomi Modeli çözüyor.
Prof. Dr. Haydar Baş "Allah'ın bahşettiği" bu nimetleri ben yabancılara değil, milletime vereceğim diyor. Ayaklarımızın altındaki hazineyi, kaynakları göremiyorsak, millet adına bu kaynakları işleyecek olan Prof. Dr. Haydar Baş gibi bir lideri görmüyorsak, bunların yabancılara peşkeş çekilmesine göz yumuyorsak, millet olarak kendi topraklarımızın üzerinde, kiracı duruma düşebilir hatta topraklarımızdan çıkarılmak durumunda kalabiliriz. Aziz milletimiz bunu çok iyi görmelidir.
Saygılarımızla UBEMB.
|